Evrensel

Thomas Hammarberg: “AKP kendi ayağına ateş ediyor” “Türkiye üzerinde kara bulutlar”

News   •   Dec 12, 2011 04:26 EET


Murat Kuseyri

Thomas Hammarberg Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri. 47 ülkedeki insan hakları ihlallaerini araştırıp alınması gereken önlemleri rapor haline getirerek ilgili hükümetlere iletiyor. Bu yıl 4 kez Türkiye’ye giderek araştırmalar yapan Hammarberg hazırladığı “İfade Özgürlüğü Raporunu” AKP Hükümetine sundu. Son gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtlayan Hammarberg muhalif gazetecilerin cezaevine atılmalarından ve medyanın siyasal iktidarın güdümüne girmesinden kaygılı. Kürt sorununun misilleme ve askeri operasyonlarla değil  PKK ile görüşülerek  çözülebileceğini söyleyen Hammarberg AKP’nin Kürt politikasını da kendi ayağına ateş etmek olarak değerlendiriyor.

Avrupa Konseyi’nin insan haklarından sorumlu Komiseri olarak Türkiye’deki son gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de en büyük sorun insanların mahkemeden önce tutuklanmaları. Ben insanların daha önce haklarında kapsamlı bir araştırıma yapılmadan daha mahkemeye gönderilmeden haklarında önceden tutuklama kararları verildiğini söylemek istiyorum. Bir başka sorun da duruşmaların oldukça geç yapılması ve mahkemelerin karar vermelerinin zaman alması. Bu süre zarfında tutuklular cezaevlerinde yatmak zorunda kalıyorlar. İnsanlar aylarca cezaevlerinde yattıkları halde neyle suçlandıklarını bilmiyorlar. Son yapılan seçimlerde milletvekili seçilen kişilerin cezaevlerinde tutulmaları da önemli bir sorun.

 Türkiye’de iki büyük dava Ergenekon ve KCK davaları, Türkiye’nin durumunu önemli ölçüde etkiliyor. KCK davasından aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu pek çok politikacı tutuklu. Dava oldukça ağır gidiyor. Davanın savcısıyla Diyarbakır’da görüştüğümde sanıklar aleyhindeki delillerin zayıf olduğunu kanaatine vardım. Ama buna rağmen bu davadan yargılanan insanlar cezaevinde tutuluyorlar.

Tüm bu olanlara karşın Türkiye’de hukuk sisteminde bir reform süreci yaşanıyor. Adalet Bakanı oldukça aktif, çok sık olarak Strazburg’a geliyor ve görüş alış verişinde bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye’nin aleyhinde pek çok dava var. Türkiye bu davaları ciddiye alıyor. Adalet Bakanı Ergin daha fazla davanın mahkemeye intikal etmemesi için önlemler alacaklarını bir kaç kez söyledi.  Ancak Türkiye’deki hukuk sistemine uzun yıllar yürürlükte olan gelenek damgasını vuruyor. Savcılar ve Hakimler Yüksek Kurulu’daki, Anayasa Mahkemsindeki  hakim ve savcılardan sistemin yeniden yapılanmasına ilişkin çok olumlu sinyaller alıyoruz. Ama mahkemelerde karar veren savcı ve hakimlerle konuştuğumuzda farklı bir durumla karşılaşıyoruz. Tüm bunlar hukuk sisteminin yeniden yapılandırılması için aşırı bir çabanın gösterilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Evrensel Hukuk ilkeleri insanların suç işledikleri ispatlanmadığı sürece suçsuz olduklarını kabul ediyor. Ama görüştüğümüz savcılar tutukluların “herhalde” suçlu olduklarını söylüyorlar. “Herhalde” insanların cezaevinde tutulmaları için bir gerekçe olamaz. Hukuk sistemindeki bir başka sorun da mahkemelerin siyasal iktidardan etkilenmeleri.

Medya’ya yönelik baskıları nasıl yorumluyor sunuz?

Bugün Türkiye’de 70 civarında gazeteci cezaevlerinde. Kriminel olaylara karıştıkları için değil, görevlerini yaptıkları, yazdıkları veya söylediklerinden dolayı cezaevindeler. Ahmet Şık, Nedim Şener ve avukatları ile görüştüm. Davayı ayrıntılı olarak inceledim. Oldukça zayıf delillerle Ergenekon üyesi olmakla suçlanıyorlar. Suçlanan gazeteciler hakkında önce polisler araştırma yapıyor ve ayrıntılı raporlar hazırlıyor. Telefon kayıtları inceleniyor ve tüm bunlar savcıya gönderiliyor. Kanaatime göre savcı bunları doğru dürüst incelemeden  dosyayı tutuklanmaları istemiyle mahkemeye yolluyor.

Medyanın durumu sadece tutuklanmalarla sınırlı değil. İnternet siteleri yasaklanıyor.  Çeşitli bloglar kapatılıyor. Oligarşi medyanın gündemini belirlemede ciddi bir etkinliğe sahip. Medyanın siyasal iktidarın etkisine girmesi kaygı verici. Türkiye’de eski Kemalistlerle dinci eğlimli ve gelişen AKP arasında büyük  çatışmada ne yazık ki insan hakları da ihlal ediliyor. Erdoğan kendi idolojisinin  devamlılığını sağlama almaya çalışıyor.  Türkiye tek partinin eğemen olduğu bir devlete doğru gidiyor. Ben Ergonekon davasının uydurulmuş bir şey olduğunu sanmıyorum. Yargılananlar arasında darbe yapmaya çalışanların olması tamamıyle mümkün. Ama bunun adil duruşmalarla ortaya çıkarılması lazım. Ancak bugüne kadar bu yapılmadı. Dava kötüye kullanılarak darbeyle ilgileri olmayanlar da tutuklanmaya başlandı.

5 yıl önce öldürülen Hrant Dink davasında Dink’i öldürene ağır hapis cezası verildi. Ama önemli olan bu cinayetin kimler tarafından planlandığını ve finanse edildiğini açığa çıkarmak. Bu davanın ardındaki güçlerin açığa çıkarılması oldukça önemli. Aksi takdirde bazılarına suç işleme özgürlüğü tanınmış olur. Bizim tutumumuz Türkiye’ye karşı politik bir tavır takınmak, boykot uygulanmasını istemek değil. Biz yapıcı bir diyalog kurmaya çalışıyoruz. Demokratik sistemde olmaması gereken insan hakları ihlallerini belirleyip önlem alınmasını öneriyoruz.

Hükümetin yayınladığınız “İfade Özgürlüğü Raporu” karşısındaki tepkisi ne oldu?

Rapor hazırlamadan önce sorduğumuz sorulara hükümetten ayrıntılı cevaplar alıyoruz. Hazırladığımız raporları medyaya açıklamadan önce onlara okumaları şansını da veriyoruz. Son hazırladığımız ifade özgürlüğü ile ilgili raporunu çok ciddiye aldılar. Bu güne dek Türkiye’den gördüğümüz en yapıcı tutum buydu. Türkiye’de yönetim içinde en üst kademede bizim gibi düşünenler var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarından rahatsızlık duyuyorlar. Önerdiğimiz reformları hayata geçirmek istiyorlar.  Ama reformlara karşı çıkan güçler de var.

AKP iktidarının Kürt sorununa yaklaşımını nasıl değerlendiriyor sunuz?

Kürt sorunu Türkiye’nin en büyük sorunu. Hükümetin bugüne kadar uyguladığı politika başarılı olmadı. Misilleme ve askeri operasyonlar sadece geri tepiyor. Toplumun daha fazla parçalanmasına ve kutuplaşmasına yol açıyor. Kürtlerin partileri yasaklanıyor. Görünüşte yargı karar veriyor ama karar tamamen siyasal. Halkın seçtiği bir çok belediye başkanı cezaevlerinde. Bu güne kadar uygulanan politikaların sürdürülmesi halinde sorun giderek daha çok büyüyecektir. KCK PKK’nın şehir yapılanması ve gerillası olmakla suçlanıyor. Gösterilerde ve toplantılarda daha önce PKK’nın söylediğine benzer görüşler dile getirenler KCK üyesi olmakla suçlanıyorlar.Çok banal bir anlayış hakim. PKK’nın söylediklerini veya benzerlerini söylüyorsan PKK’lısın. Böyle mantık olmaz. . Kürt sorunu silahla ve tutuklamalarla çözülemez.Ben İnsan Hakları Komiseri olarak siyasal konularda düşünce belirtemem. Ama kişisel görüşüm sorunun çözümü için devletin  PKK ile görüşmelere başlaması.

Kürtlerin dillerine karşı alınan tutum bir felaket. Sanıkların ana dillerinde savunma yapmalarına izin verilmiyor. Bazıları gerçekten kendilerini Türkçe ifade edemiyorlar.İnsanların ana dillerinde savunmalarını  yapmalarının engellenmesi  anlaşılması güç bir tutum. Bu kendi ayağına ateş etme politikasıdır.  

Son dönemde aralarında avukatlar ve aydınların da bulunduğu muhaliflerin toplu olarak tutuklanmalarını nasıl yorumluyor sunuz?

Son tutuklama dalgası gökte kara bulutların oluştuğunu gösteriyor. Bu kaygı verici gelişmlerin olacağının belirtisi.  Tutuklamalar hiç bir yarar sağlamaz. Tersine iktidara ve devlete karşı hoşnutsuzluğun artmasına yol açar. Tutuklamalar Avrupa İnsan Hakları Mahkemsi’nde Türkiye aleyhinde açılan davaların artmasını beraberinde getirecektir. Tutuklamaların da ele alındığı Türkiye’deki hukuk sistemini irdeleyen raporu 21 Aralık’ta yayınlayacağız.

Rapor neleri kapsıyor?

70 gazetecinin cezaevlerinde tutulmasına neden olan hukuk sistemini ele alıyoruz.  İnsanlar suçlu oldukları ispat edilemediikleri haldeuzun yıllar  cezaevlerinde tutuluyor. Bu kabul edilebilecek bir durum değil. Hakimler politik nedenlerle atanıyorlar. Mahkemelerinn siyasal iktidardan bağımsız olmaları gerekiyor. Mahkemeleri siyasal iktidarın etkisinden kurtarmak gerekiyor.Raporda Türkiye’nin  hukuk sisteminde var olan eksiklikler ve yanlışlıklar ayrıntılı olarak ele alınıyor. Adalet Bakanı ile konuştuğumuzda iktidarın yargı üzerindeki etkisinin sınırlandırılması için reformalar yapılacağını söylüyor. Ama pratikte iktidarın mahkemelere müdahalesinin artmakta olduğunu gözlemliyoruz. Hükümetin hoşuna gitmeyen karar veren savcı ve hakimlerin görev yerleri değiştiriliyor

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın  4,5 aydır avukatları ile görüştürülmeyerek tecrit edilmesini nasıl yorumluyor sunuz?

Öcalan’ın diğer mahkumların yararlandıkları hakların aynısına sahip olmalı. Tecrit edilmemeli. Dış dünya ile ilişki kurması engellenmemelidir. Avrupa tecrit karşısında tamamen sessiz değil.  Kamuoyuna yansımayan  tepkiler var

Türkiye’nin Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığı iddiaları hakkında ne düşünüyor sunuz?

Biz bu konuda herhangi bir inceleme yapmadık. Kimyasal silahlar konusunda yeterince deneyimimiz yok. Ama uluslararası bir organın, en iyisi Birleşmiş Milletler’in bu konudaki iddiaları araştırması.

Avrupa Konseyi olanakları var. Uzmanlar bulup konyuyu araştıramaz mı?

Yapılması gerekir. Yapmamaz gerekir.

Konuyu kimler Birleşmiş Milletler’e götürebilir?

Sivil toplum örgütlerinin konuyu BM’e taşıma yetkisi yok ama herhangi bir ülke bu işi yapabilir. Önce gönüllü kuruluşlar konu hakkında incelemede bulunabilirler. Şayet kanıtlar varsa bir devlet konuyu ele alıp Birleşmiş Milletler’e götürebilir. Bunun yapılması gerekir.