Evrensel

Uluslararası PEN: “Türkiye’de cezaevlerindeki gazeteci ve yazarlar serbest bırakılsın”

Press Release   •   Nov 25, 2011 06:07 EET

15 Kasım tüm Dünyada tutsak yazarlara adanmış. “Cezaevindeki Yazarlar Günü” nde PEN Klüpleri düzenledikleri değişik etkinliklerle ifade özgürlüğünü kısıtlayan baskıcı rejimleri sorguluyor, cezaevlerindeki yazar ve gazetecileri kamu oyunun gündemine getiriyor. Uluslararası PEN’in Başkan Yardımcısı  Eugene Schoulgin’e Dünya ve Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğünü konu alan bir söyleşi gerçekleştirdik. Schoulgin Dünya ve Türkiye’de cezaevine atılan, baskı ve saldırılara uğrayan yazarların sayılarında bir önceki yıla göre artış olduğunu gözlediklerini söyledi. KCK tutuklamalarına da değinen SchoulginTürkiye’nin Türkiye 1980-1990’lara döndügünü, tıpkı Cunta yıllarında olduğu gibi aydınlar, muhalifler toplu olarak sudan gerekçelerle PKK veya KCK üyesi olmakla suçlanarak tutuklanığını söyledi. Ragıp Zarakolu başta olmak üzere cezaevindeki tüm yazar ve gazetecilerin serbest bırakılmalarını istedi.

Düşünce ve basın özgürlüğü açısından Dünyadaki gelişmeler ne yönde?

Bu cevaplaması zor bir soru. Bir şekilde gelişmeler olumlu, başka bir şekilde de olumsuz yönde. 10-15 yıl öncesine kıyasla gazeteci ve yazarları baskı altına alan, cezaevlerine atan ülkelerin sayılarında bir azalma oldu. Özellikle Afrika’da ve  Peru gibi Latin Amerika ülkelerinde gelişme bu yönde. Ama bir çok ülkede eli kalem tutanların, muhalif düşünceleri savunanların yaşamları yönelik tehditler arttı. Yazarlar, gazeteciler ve aydınlar tehdit ediliyor vesokak ortasında  öldürülüyor. Bunda başı bir gangaster ülkeye dönüşen Meksika çekiyor. Kolombiya, Bolivya ve Rusya gibi ülkeler de onu izliyor. Özellikle Rusya’da muhalifler büyük tehlike ile karşı karşıya. Sadece Politovskaya değil başka gazeteci ve yazarlar da öldürüldü. Rusya bu cinayetleri açığa çıkarmak istemiyor. Bu da cinayetlerin ısmarlama olduğunu gösteriyor.  Yazar ve gazetecileri hapseden ülkeler arasında da başı Çin, İran ve Türkiye çekiyor.

Aslında dünyanın tüm ülkelerinde 11 Eylül 2001’de ABD’deki saldırıların ardından uygulanan Bush Dokrini düşünce ve ifade özgürlüğüne ciddi darbe vurdu. ABD’den yana olmayan herkes terörist olarak damgalandı. Bizim gençliğimizde baskı ve zülme karşı mücadele eden gerillalar ve özgürlük savaşçıları vardı. Günümüzde artık bunlar terörist olarak damgalanıyor. Terörist suçlaması zamanlı ve zamansız kullanılıyor. Uluslararası PEN olarak her yıl baskı ve tehdit altında bulunan yazar, gazeteci , yayıncı ve çevirmenlerin sayılarını belirlemeye çalışıyoruz. Ne yazık ki sayıda artış olduğunu ve bu rakamın 900-1000’e yükseldiğini görüyoruz.

Türkiye açısından durum nasıl?

Türkiye’deki gelişmeler kaygı duyuyoruz. Son dönemlerde Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin görüş ve baskılarını ciddiye almadığını gözlemliyoruz. Türkiye 1980-1990’lara döndü. Tıpkı Cunta yıllarında olduğu gibi aydınlar, muhalifler toplu olarak sudan gerekçelerle PKK veya KCK üyesi olmakla suçlanarak tutuklanıyor. Biz bu dönemlerin gerilerde kaldığını ve bir daha hiç yaşanmayacağını düşünüyorduk. Devlet ve PKK arasında süren savaşın şiddetlenmesinden sonra muhaliflere yönelik saldırı ve tutuklamalarda ciddi artış oldu. Türk ordusu kötü bir ünü var. Manüpülasyon ve provokasyon yaptığını ve yaptığı bazı eylemleri PKK’nın sırtına yıktığını çok iyi biliyoruz. Bu nedenle halk orduya olan güvenini yitirdi. 1970’li yıllarda ordu devletin teminatı olarak görülüyordu. Ordu kutsaldı ve subayların büyük prestijleri vardı. Şimdi gelişmeleri biraz izleyenler ordunun askeri darbe ve onu izleyen uzun yıllar boyunca işledikleri suçu ve gerçekleştirdikleri insan hakları ihlallerini biliyorlar. Ergonekon soruşturmasının başlatılmasını çok olumlu olarak değerlendirdik. Cunta dönemi ve 90’lı yıllarda yapılan işkencelerin, kayıpların hesabının sorulacağını sanıyorduk. Ama gelişmeler hiç de öyle olmadı. AKP Hükümetinin  bu davaları kendisine karşı muhalefet edenleri cezalandırmak ve susturmak için kullanmaya başlamasını çok kaygı verici bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

AKP bu davaları muhalefeti susturmak amacıyla mı başlattı?

Ergenekon  davası muhalefeti susturmak ve baskı altına almak için kullandığı bir enstrümente dönüştürdü. Kürtler ve hükümete soldan eleştiri yöneltenler ise KCK üyesi olmak suçlamasıyla tutuklanıyor. Ben şu anda Türkiye’de korktuğu için halkın kendine sansür uyguladığını, daha önce hükümete karşı muhalif tutum alanların bu tavırlarını sürdürmeye cesaret edemediklerini düşünüyorum. Aralarında tanınmış gazeteci ve yazarların da bulunduğu aydınlar ve Kürtler toplu olarak tutuklanıyorlar. Ragıp Zarakolu gibi insan hakları mücadelesinin sembolü olmuş aydınlar gizli örgüt üyesi olduğu suçlamaları ile cezaevine atılıyor. Aydınlara kriminel muamelesi yapılıyor, güvenliğin üst düzeyde bulunduğu cezaevine gönderiliyor ve hücrelere kapatılıyor. Bunlar muhalifleri ve aydınları korkutmak için yapılıyor. Muhalifler yıllarca cezaevlerinde mahkeme karar vermesini bekliyor. Muharrem Erbey ve KCK davasından tutuklanan binlerce kişi 2 yıldan bu yana cezaevinde yatırılıyor. Bu tür tutuklamalar ve yargılamalar 1980 yılındaki darbeden sonra yaşanmıştı. AKP şimdi aynı şeyleri yapıyor.  Yapılanlar düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan saldırıdır. Gazeteci ve yazarlardan bazıları Türkiye’den kaçarak Avrupa ülkelerinden sığınma hakkı istiyorlar. Tüm bunlar çok kötü ve olumsuz gelişmelerin yaşandığının sinyalleri. Cezaevlerinde 70 civarında gazeteci ve yazar var.  Biz Uluslararası PEN olarak cezaevinde bulunan tüm yazar ve gazetecilerin derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.

Yaşananların Kürt sorunuyla doğrudan bir ilgisi yok mu?

Kesinlikle var. Baskı ve tutuklamalar devletin Kürt isyanı karşısındaki tedirginliğinin ürünü. Kürtler  son yıllarda mücadelelerini dilleri ve kültürleri üzerindeki baskıların kaldırılması ve kendi kendilerini yönetme hakkı tanınması için yoğunlaştırdılar. Aslında istedikleri ABD’deki sistemin Türkiye’ye uyarlanması gibi bir şey. Türkiye her açıdan ABD’yi örnek alıyor. Neden oradaki sistemin bir benzeri Türkiye’de olmasın? Ama özerlik verilirse yarın ayrılmak isterler gibi gerekçelerle Kürtlerin özerklik istemlerine karşı çıkılıyor. İleride öyle bir talep olursa o zaman ele alırsın. Peşinen ayrılma taleplerini gündeme getireceklerini söyleyip özerklik talebine karşı çıkmak Kürt sorununu çözümsüzlüğe götürür. Kürtler ülke nüfüsunun dörte birini oluşturuyor. Ayrıca Türkler Anadolu’ya gelmeden çok önceleri bin yıllardan beri orada yaşıyor. Ama ayrımcılığa ve baskıya uğradıklarını ve 2. Sınıf vatandaş muamelesine uğradıklarını  düşünüyorlar. Kürtler artık bu durumun değişmesini istiyor. Ama Türkiye Kürtlerin bu taleplerine demir yumruk politiası uygulayarak karşılık veriyor. On yıllar boyu uygulanan bu politika bir işe yaramadı. Ama Türkiye hala aynı politikayı ve yöntemleri uygulamayı sürdürüyor.

Biz bu yıl yapılan seçimlerden sonra açılım politikasının sürdürüleceği umudunu taşıyorduk. Ama AKP ve Erdoğan pek çok kişiyi hayal krıklığına uğrattı. AKP’nin yanı sıra Blok ve BDP seçimlerde güçlendi. Erdoğan 36 milletvekili çıkaran bu oluşumu sorunun çözülmesi için arabuluculuk için muhatap alabilirdi. Artık Öcalan ile devlet yetkilileri arasında görüşmelerin yapıldığı da biliniyor. Ama bu görüşmeler de kesildi. Kürt sorunu İsrail-Filistin sorununa benzemeye başladı. Ben tüm bu olanların asıl sorumlusunun AKP olduğunu düşünüyorum. AKP açılıp politikasına ihanet etti. Bu politikayı sürdürmeye cesaret edemiyor.

AKP’nin sorunu çözmek istememesinin nedenleri neler sizce?

Bence bunun pek çok nedeni var. Alçak yoğunluktaki çatışma ve savaşı kendi iktidarlarını ve yetkilerini sürdürmek için gerekli görüyorlar. Türkiye’de ordunun hala etkinliği var. Her yıl bütçeden belirli bir pay talep ediyor. Bu istekleri tartışılmaksızın yerine getiriliyor. Ordu da bu sorunun çözülmesini istemiyor.

Sizce Kürt sorunu çözmek için ne yapmak gerekiyor?

CHP ve AKP içinde sorunun çözümünden yana güçler var. Halk, aydınlar ve yazarların çoğunluğu bu sorunun şiddetle ve savaşla çözülmeyeceğinin bilincinde. Cesaretle ortaya çıkıp düşüncelerini ifade etmeleri gerekir. Ama Erdoğan tutuklamalara karşı çıkan, sorunun barışcıl çözülmesini isteyen aydınları, gazetecileri teröristlere destek olmakla suçlayarak susturmaya çalışıyor. Bu tutum sorunun çözümünü güçleştiriyor.

Türk ordusunun gerillalara karşı kimyasal silah kullandığı iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu çok ciddi ve inanılması güç bir iddia. Kimyasal silah kullanmak bir savaş suçudur. Böylesi bir emri verenlerin uluslararası Mahkemede savaş suçlusu olarak yargılanmaları gerekir. Saddam’ın Kürtlere karşı kullanımından bu yana kimyasal silah kullanılmadı. Bu iddiaların araştırılması için uluslararası bağımsız bir komitenin oluşturulması gerekiyor. Türkiye eğer araştırma taleplerini reddederse bu gerillalara karşı kimyasal silah kullanıldığını kabul ettiği anlamına gelecektir. Ben AKP ve ordunun yerinde olsaydım iddialar karşısında araştırma yapılmasını kendim talep ederdim. Böyle davranmamaları kimyasal silah kullandıldığı ihtimalini artırıyor. Bu çok ciddi bir durum. ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgal etmelerinin en önemli gerekçelerinden biri kimyasal silah ürettiği iddiasıydı.

Murat Kuseyri/Stockholm